Tuesday, March 31, 2015

1 yildan fazla olmus yazmayali :)

Aslinda hep icimde bir yazma istegi var... Dusuncelerime biraz daha odaklanabilmek icin ama nedense bu da oncelik siralamamda altlarda yer aliyor... Baksana 1 yildan fazla olmus yazmayali...

Artik kafamda Ekim 2015 bosanma tarihini koydum. Hic bir umidim yok O. ile ilgili bir gelisme olacagina dair ama bir arkadasimin verdigi son gaz ile bir deneme daha yapacagim. Aslinda fikir pek hosuma gitmese de... Cunku artik kendimi ezik duruma sokmaktan sIkIldim... Belki de denemem.. Poff... Insan 6 yildir sadece kendisi cabaliyorsa birsey icin ve hicbir sey elde edemdiyse pek de motivasyonu kalmiyor...

3-4 ay once yaptigimiz bir konusma aslinda herseyi daha iyi acikladi. O. babama karsi cok terbiyesizce bir davranista bulundu. Ve ben cok ama cok sinirlendim. Igrendim O.ndan. Artik bitsin dedim. Babama karsi davranisindan dolayi cok utandi ve uzuldu ama benim icimden cok fazla sey koptu. Ustune neden boyle davrandigi ile ilgili konusurken, oglumun dogdugu gece yasadigimiz olay sebebiyle kendi annesinden nefret ettigini soyledi. Ustune o olay icin simdiye kadar beni hic suclamamisti... Ve 6 yil sonra icten ice beni de annemi de sucladigini soyledi... Aslinda sasirmadim zaten bunu hissediyordum. Sadece soze dokulmus oldu. Isin komik tarafi aslinda olaydaki en suclu kisinin kendisi oldugunun apacik ortada olmasi. Ama narsist O. kendisini hic bir sey icin suclamaz... Hep baskalari sucludur.




Monday, January 6, 2014

Sonraki Adimlar...

Simdilerde kitap icin tekrar siramin gelmesini beikliyorum. Esim okuyor ve kendi sorunlarina egilmeye calisiyor. Galiba bu kitaptan bir tane daha alsak iyi olacak. Cunku adim adim kendinle hesaplasmayi anlatiyordu... 

Neyse... Bu blogu acarken amacim aslinda kendimi sorgulamalarimi (kitabin onderliginde yazmakti) ama bir kitap daha ayarlayana kadar bos durmayacagim elbet. Kendimi sorgulamaya, kendimin ustune gitmeye devam ediyorum. 

Benim icin su an en onemli konu esimle iletisim. O. ile bir iletisimimiz var mi artik bilmiyorum. Taa derinlerde onu sevdigimi biliyorum. Sevdigim adamin hala oralarda bir yerlerde oldugunu biliyorum. Ama tabi bu yetmiyor. Beklemekten sıkıldım. Nerdeyse hic ama hic birsey konusmuyoruz. Konustugumuz her sey aslinda yuzeysel; memleket halleri, arkadaslar, yarin sunu yapalim falan filan ki bunlari bile konustugumuz zamanlar cok az. 

Bir de ciddi konulardan konusacak olsak; cocuklarin psikolojisi, cocuklara nasil davranmali gibi hemen kopuyoruz. Sanki ben onu yargiliyormusum gibi bir hava yaratiyor ve ben ne diyecegimi bile unutup kalakaliyorum. Uzuun suren bir konusmama donemi basliyor... Bu yuzden kendimi o kadar cok cekmisim ki... Simdilerde iyice farkediyorum. Aman kavga etmeyelim, aman zaten konusamayacagiz bosuna hic konuyu acmayayim derken ben herseyi icimde biriktirir olmusum. Arada bir patlamalarim oluyordu ama gecen hafta 3 cocukla bosanmayi goze aldigimi farkettim. Ve bunu tabi O.ya da soyledim. Sevgi yoksa neden biraradayiz. Sadece maddi olarak daha kolay bir hayatimiz olsun diye mi? Kiramiz ortak yememiz ortak olsun diye mi? Bunun cocuklar icin olmadigini icten ice biliyorum bunu hayati boyunca yasamis biri olarak. Hayatim boyunca annemle babamin artik bosanmalarini diledim, tabi icten ice birbirleriyle iyi anlasabilmelerini ve evli kalmalarini da diledim. Ama kavga ederken bir arada kalmalarini hic istemedim. 

Bosanma istegime yanit "Ben istemiyorum" oldu... Bu hic birseyin cozumu olmayan yanitla tatmin olmadim tabi. Ve ilk defa O. iletisim kurabilmemiz icin televizyon ve telefonu hayatimizdan cikarmayi onerdi. Ustune konular belirleyip onlari konusmamizi da kabul etti. Simdilik Sali ve Carsamba "No TV, No Internet Days" olarak ilan edildi. Bu aksam ilk konusmamizi yapacagiz. Biliyorum kolay olmayacak. Ne kadar trajikomik bir durumdayim. Cocuk psikolojisi ile ilgili konusabilmek icin bile stres olmus bir halde aksami bekliyorum :( Yine husrana ugramaktan ve puskurtulmekten korkuyorum. Ama icimde bir yerde bosanmaya karar verebilmis olmak bile bana guc veriyor. Alternatifim var. O. ile bogusmayacagim. O sorunlarini cozup aile olmak istiyorsa daha cok efor gostermeli. Gostermeyecekse de ben yillarimi bu ikilemde gecirmeyecegim. 

Simdi ise doneyim...

Saturday, December 28, 2013

Sanki vurdular kafama DANK diye...

Problemsiz evlilik ilişki var mıdır bilemiyorum. Evlenmeden önce nedense çok iddialıydım. Eğer beni seven biriyle berabersem benimle kötü geçinmek imkansız derdim. İşler o kadar da basit değilmiş evlenince anladım. 

Ama daha acı olanı kendim için kötü olan bu evliliği aslında kendimin, kendimi daha da değersiz hissetmek için seçtiğimi DANK diye anlamak oldu. Bu beni çok daha fena vurdu. Psikolojik olarak bir sorunum var mı diye sorsalar heralde 1 ay öncesine kadar YOK derdim. Ta ki bir kitap okuyuncaya ve karakterimden kaynaklandığını düşündüğüm kendime güvensizliğimin köklerinin çok daha derinlerde, çocukluğumda yaşadıklarımda olduğunu farkedinceye kadar. 

Çocukluğumun hiç de kötü ya da daha doğrusu eksik olduğunu düşünmemiştim. Tamam annem ve babamın arası hiç bir zaman iyi olmamıştı ve birbirleriyle ilgili sürekli şikayetlenmelerini dinleyerek büyütülmüştük ama o kadar. Hep seçimlerimizde özgir bırakılmış, herhangi bir şiddete -fiziksel ya da psikolojik- maruz kalmamıştık. Eğitim hayatımızda tüm ihtiyaçlarımız hep karşılanmıştı ama halen demek ki bir şeyler eksikti... 

Bunu Jeffrey E. Young'ın 'Hayatı Yeniden Keşfedin' kitabını okuyunca anladım. Kitabı elime alınca bırakamadım. Ve özellikle 'Duygusal Yoksunluk' şemasının sanki beni anlattığını görünce göz yaşlarımı daha fazla tutamadım. Burada kitabı anlatmayacağım tabı ki ama özetle çocukluğunda sevgi görmeyenlerin bu şemaya düşebileceği yazılıydı ve sanki beni anlatıyordu. Annen seni seviyor mu deseler heralde tereddütsüz 'Evet hem de çok' derim. Ama buna rağmen annen sana küçükken sarılır mıydı, öper miydi, seni canım cicim sever miydi, sana hiç övgüler dizer miydi deseler bu sefer yanıtım ne yazık ki kocamanından bir HAYIR olur. 

Aslında annemin yorumunda bu tip davranışların gereksiz duygu gösterileri olduğunu, insanın sevdiğini bu şekil abartı hareketlerle göstermesine gerek olmadığını, sevginin zaten hisseilebilen bir şey olduğunu biliyorum. Ama demek ki bu en azından bana yetmiyormuş. Demek ki benim hissetmek için daha çok kanıta ihtiyacım varmış. 

Kitabı okudukça daha acı şeyleri de farkettim. Ben nerdeyse hiç kimseye sarılamam içten bir şekilde. Hep yalan ve samimiyetsiz gelir. Çok sevdiğim kız kardeşime bile sarılmamışım / sarılamamışım. Sarılsam bile içimden geldiği için değil, vedalaşmak için filan zorunlu sarılırım. Ben üzgün olduğumda arkadaşlarım filan sarıldığında da yapmacık gelir. Eşim ayda yılda bir sarılacak olsa zaten yatakta başka amaçlarla sarılıyordur.

Şükrediyorum ki çocuklarıma sarılmak, onları öpmek taaa içimden geliyor. 

İlginç bir şekilde eşime sarılmak da içimden geliyor ama bunun artık 'Duygusal Yoksunluk' şemasıyla ilgisi olduğundan şüpheleniyorum. Kitaba göre benim yaptığım 'Eşime sarılmak, ve ondan en azından sevgi dolu bir karşilik alamamak ve değersizliğimi yeniden yeniden hissetmek'...