Problemsiz evlilik ilişki var mıdır bilemiyorum. Evlenmeden önce nedense çok iddialıydım. Eğer beni seven biriyle berabersem benimle kötü geçinmek imkansız derdim. İşler o kadar da basit değilmiş evlenince anladım.
Ama daha acı olanı kendim için kötü olan bu evliliği aslında kendimin, kendimi daha da değersiz hissetmek için seçtiğimi DANK diye anlamak oldu. Bu beni çok daha fena vurdu. Psikolojik olarak bir sorunum var mı diye sorsalar heralde 1 ay öncesine kadar YOK derdim. Ta ki bir kitap okuyuncaya ve karakterimden kaynaklandığını düşündüğüm kendime güvensizliğimin köklerinin çok daha derinlerde, çocukluğumda yaşadıklarımda olduğunu farkedinceye kadar.
Çocukluğumun hiç de kötü ya da daha doğrusu eksik olduğunu düşünmemiştim. Tamam annem ve babamın arası hiç bir zaman iyi olmamıştı ve birbirleriyle ilgili sürekli şikayetlenmelerini dinleyerek büyütülmüştük ama o kadar. Hep seçimlerimizde özgir bırakılmış, herhangi bir şiddete -fiziksel ya da psikolojik- maruz kalmamıştık. Eğitim hayatımızda tüm ihtiyaçlarımız hep karşılanmıştı ama halen demek ki bir şeyler eksikti...
Bunu Jeffrey E. Young'ın 'Hayatı Yeniden Keşfedin' kitabını okuyunca anladım. Kitabı elime alınca bırakamadım. Ve özellikle 'Duygusal Yoksunluk' şemasının sanki beni anlattığını görünce göz yaşlarımı daha fazla tutamadım. Burada kitabı anlatmayacağım tabı ki ama özetle çocukluğunda sevgi görmeyenlerin bu şemaya düşebileceği yazılıydı ve sanki beni anlatıyordu. Annen seni seviyor mu deseler heralde tereddütsüz 'Evet hem de çok' derim. Ama buna rağmen annen sana küçükken sarılır mıydı, öper miydi, seni canım cicim sever miydi, sana hiç övgüler dizer miydi deseler bu sefer yanıtım ne yazık ki kocamanından bir HAYIR olur.
Aslında annemin yorumunda bu tip davranışların gereksiz duygu gösterileri olduğunu, insanın sevdiğini bu şekil abartı hareketlerle göstermesine gerek olmadığını, sevginin zaten hisseilebilen bir şey olduğunu biliyorum. Ama demek ki bu en azından bana yetmiyormuş. Demek ki benim hissetmek için daha çok kanıta ihtiyacım varmış.
Kitabı okudukça daha acı şeyleri de farkettim. Ben nerdeyse hiç kimseye sarılamam içten bir şekilde. Hep yalan ve samimiyetsiz gelir. Çok sevdiğim kız kardeşime bile sarılmamışım / sarılamamışım. Sarılsam bile içimden geldiği için değil, vedalaşmak için filan zorunlu sarılırım. Ben üzgün olduğumda arkadaşlarım filan sarıldığında da yapmacık gelir. Eşim ayda yılda bir sarılacak olsa zaten yatakta başka amaçlarla sarılıyordur.
Şükrediyorum ki çocuklarıma sarılmak, onları öpmek taaa içimden geliyor.
İlginç bir şekilde eşime sarılmak da içimden geliyor ama bunun artık 'Duygusal Yoksunluk' şemasıyla ilgisi olduğundan şüpheleniyorum. Kitaba göre benim yaptığım 'Eşime sarılmak, ve ondan en azından sevgi dolu bir karşilik alamamak ve değersizliğimi yeniden yeniden hissetmek'...